İbrahim Müteferrika’dan Günümüze Matbaa

Lale devri döneminde ilk Türk matbaası ilk Türk matbaacısı İbrahim Müteferrika tarafından 1976’da kurulmuştur. Diğer ülkelere nazaran matbaanın ülkemizde bu kadar geç kurulmasının başlıca nedenleri arasında dini olumsuzluklar, bu yönde bir isteğin olmaması veya oluşmaması, okur-yazar oranının düşük olması, hattatlığın bir sektör olması, gerekli koşulların sağlanamaması gibi etmenler gösterilebilir.

Osmanlı döneminde ilk bastırılan kitap Kitab-ı Lügat-ı Vankulu bir sözlüktür. İbrahim Müteferrika matbaa hayatı süresince 17 farklı eser basmıştır. Ancak matbaa maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle matbaa durağan bir yapıda kalmış ve yaygınlaşmamıştır. İbrahim Müteferrika’nın vefatından sonra matbaanın başına 1754 tarihinde İbrahim ve Ahmet Efendi, sonrasında 1983 yılında Mehmet Efendi ve Vasıf Efendi matbaanın başına geçmişlerdir.

1976 yılında alternatif bir matbaa daha Abdurrahman Efendi tarafından kurulmuştur. Daha sonra Üsküdar matbaası ve Takvimhane-i Amire matbaası kurulmuştur. 1833 yılında 54 matbaa 1948 yılında 509 ve 1983 yılında 3537 matbaa bulunmaktaydı.

Günümüzde ise Türk matbaacılığı kendini geliştiren teknolojiyi takip eden günceli yakalayan bir yapıya sahiptir. Hazır üretilmiş teknoloji dışarıdan sağlansa da dünyadaki yenilikleri yakalama adına Avrupa’yla hemen hemen aynı teknolojide üretim sağlamaktadır.

İbrahim Müteferrikanın açtığı bu yolda Türk matbaacılığının her gün gelişmesinden dolayı Dahi Yayıncılık olarak teşekkür ve minnet borçluyuz.

Editoryal nedir?

Editoryal; derleme gibi yazım formlarından biri, bir makale formudur. Makale veya kitap, dergi yazmakla ilgili birçok kaynağa ulaşılabilmesine rağmen, editoryal yazım hakkında fazla bir kaynağa ulaşamamaktayız. Neden olduğu konusuna değinecek olursak editoryal yazının bir editör tarafından yazılabileceği algısı olabilir. Bu kişilerin hatasız, düzgün ve işin ehli oldukları algısından kaynaklanmaktadır. Fakat ayrı bir örnek vermek gerekirse, bilimsel içerikli bir dergide veya makalede bunu dışarıdan bir destek ne kadar sağlayabilir?

Editoryal yazmamız neden önemli?

Bu sorunun ucu açık ve birçok cevap verilebilir ama sıralamak gerekirse,

Yine bilimsel bir dergi üzerinden gidecek olursak,

  • Başkaları tarafından konuyla ilgili bir bilimsel araştırma makalesini değerlendirmek, öneminin altını çizmek, okura daha geniş bir bakış açısı sağlamak.
  • Araştırma ilerledikçe ve kaynak bulgu arttıkça güvenilirliği ve kanıtları sunmak, sonuca ulaşmak için.
  • Derginin yayın politikalarındaki değişiklikleri bildirmek, bilgilendirmek için yazılabilir.
  • Yukarıdakiler standart özellikleri olup bize göre en önemlisi; yayın sürecinde sıkıntı olmuş veya içerikle ilgili bir bilgi eksikliği gibi durumlarda bu hatayı düzeltme, okuyucuya açıklama yapmak için kullanılır.

Kitap Hazırlanışı, Basımı ve Yayını Süreci

Kitap bastırmakla ilgili olarak, online ortamda birçok içerik görebilirsiniz. Biz bir kitabın baştan sona hazırlanışı, basımı ve yayınıyla ilgili olarak kısa, açıklayıcı ve net bilgi vermek üzere bu yazıyı okurlarımızla, yazarlarımızla paylaşmak istedik.

Yazımıza başlamadan önce basım sürecinin bizim (Dahi Yayıncılık A.Ş.) basım sürecimizi içerdiğini belirtmek isteriz.

Bir yazar kitabının içeriğini bitirdikten sonra en büyük sorunlardan biri nasıl bastıracağıyla ilgilidir. Yazar, kitabın içeriğini Word halinde yayıncı firmaya yönlendirir. Burada bizim tarafımızdan yapılan incelemeler sonucunda kitabın ön analizi çıkarılır. Yapılması gereken düzeltmeler tespit edilip yazara iletilir. Daha sonrasında düzeltmelerin kimin tarafından nasıl ve ne kadar sürede yapılacağının bilgisi aktarılır. Yazarlarımızın isteğine bağlı olarak düzeltmeleri, yani editoryal süreci kendileri de yapabilir. Düzeltmeler yapıldıktan sonra kitabın onayı için yazara yönlendirilir ve onay alınır. Eğer ticari bir amaçla basılacaksa kitap, ISBN ve Bandrol bizim tarafımızdan hazırlanır ve kitaba eklenir. Onay verilmesi durumunda, kitabın özelliklerine göre, alanında uzman matbaalarımıza yönlendirilir. Baskı sürecinde sıkıntı olmaması için baskıya uygunluk onayı, son düzenlemeler yapıldıktan sonra, matbaa tarafından verilir. Baskıya geçmeden önce kitabın bir maketi alınıp, ilgili yazara yönlendirilir ve beğenmesi durumunda baskıya geçilir. Baskı süresince tarafımızdan ilgili arkadaş basım sürecini takip eder ve kitap tarafımıza ulaşır. İlgili yazar eğer kitabının satışa çıkarılması yönünde bir talep gösterdiyse; yayıncı sözleşmesi imzaladıktan sonra yayın paketlerimizden (www.kitapbasimevi.com üzerinden ulaşabilirsiniz) kendine uygun olanı seçer. Paketin içeriğine göre online ortamlarda, kitap evlerinde, fuarlarda satışa sunulur.

 

Dahi Yayıncılık A.Ş.

Birçok Destan Ve Halk Masalında Rastladığımız Çeşitli Yaratıklar Genelde Sözlü Anlatım Yoluyla Günümüze Kadar Gelir Ve Bu Söylenceler Zamanla İnançlarımızla Özdeşleşir.

Efsanevi Canavarlar Nelerdir, Hangi Eserlerde Bulunurlar?

Birçok destan ve halk masalında rastladığımız çeşitli yaratıklar genelde sözlü anlatım yoluyla günümüze kadar gelir ve bu söylenceler zamanla inançlarımızla özdeşleşir. Öyle ki bu canavarların birinden şifa isterken diğerinden bizleri korumasını talep ederiz.

Mitolojik canlılar dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan farklı kültürlerde, birbirine yakın veya uzak zamanlarda görülmüş olabilirler. Ayrıca burada listelenenler dışında pek çok mitolojik canlı olduğu da aşikar. Ancak yazının fazla uzun olmaması ve sadece bir merak kıvılcımına sebep olması için, seçtiğimiz “canavarlar”ın belli kültürlerdeki görünüşlerini anlatmayı tercih ettik.

Grifon

Pazırık Kurganı, Güney Sibirya’da Altay eteklerinde Pazırık’ta bulunmuş ve mezar içindeki donmadan dolayı bünyesindeki eserler günümüze kadar ulaşmıştır. Pazırık kurganları birçok dinî, mitolojik, arkeolojik ve sanat tarihiyle ilgili kanıtlardan ötürü Hun Türkleri dönemine ait olduğu kanısına varılmıştır. Mezar içinde kurban edilmiş atlar, vücudunda hayvan desenli dövmeleri bulunan mumyalar ve diğer çeşitli kalıntılar keşfedilmiştir. Aşağıdaki görsel, kurgandan çıkan grifon bezemeli bir eyer kaplamasının parçasıdır ve bozkır coğrafyasının karakteristik hayvan üslubunu gözler önüne sermektedir.

Eyer Kaplaması, Pazırık Hermitage Müzesi St. Petersburg,
M.Ö. 252-238

Grifon, aslan benzeri bir yırtıcının gövdesine, kartal kanatlarına sahiptir; baş kısmında kıvrık gaga, göz ve kulaklar bulunur. İki tip grifon daha vardır; kartal-grifon ve aslan-grifon. Kartal-grifonlar kartalın gövdesine ve kanatlarına sahiptir, kıvrık gagalarının yanı sıra başlarında ibik, yele ve kulak bulunmaktadır. Aslan cinsinden bir yırtıcının gövdesine sahip aslan-grifonlar da kanatlıdır, başlarının üzerinde boynuz yer almaktadır. Sembolik anlamda inançların sonucu olarak ortaya çıkan grifon koruyuculuk ve kötü ruhları kovan başlıca özelliği ile birlikte uğur getiren, baharın müjdecisi, şifa veren ve uzun ömürle ilişkilendirilen fantastik bir hayvandır. Dünyevi ve siyasal gücü temsil eder. Dik kulakları dikkati, açık kanatları çevikliği, hızı, hâkimiyet gücünü ve belki de bağımsızlığını, aslan özellikleri de cesareti ve yine hızı betimler. Göğün hâkimi, sonsuzluk sembolü kartal ve yerin kralı aslan özelliklerini taşıyan grifon başka bir görüşe göre, kartal olarak imparatorun, aslan olarak halk gücünün işaretidir. Bununla bağlantılı biçimde hanedanlık ongununda bir boyun önderi ya da hükümdarın ruhunu simgeliyor olabilir.[1]

Lamassu Ve Koruyucu “Akbaba” Periler

Aşağıdaki heykel Irak’ın Musul şehri yakınlarındaki Asur’un Nimrud şehir devletinde, Yeni-Asur Kralı 2. Asurnasirpal tarafından inşa ettirilen sarayın taht odasındaki girişe yerleştirilmiştir. Lamassular bir insan kafasına, boğa gövdesine, kartal kanatlarına sahiptir ve bunlar sırasıyla zekâyı, gücü ve süratı simgelemiştir. Kentlerin girişine, devasa bir biçimde yapılan heykeller kentin kapısının her iki yanına birer çift olarak yerleştirilmişlerdir.

Lamassu, Kireç Taşı, British Museum, Londra, Birleşik Krallık,
M.Ö. 865-860

Bu heykellerin yanında koruyucu figürler de evleri korumak için kapının eşiğinin altında gömülü olan kil tabletlerine kazınmıştır. Bunlar içinde en ilgi çekici olan örnekler isekuş kafası ve kanatlarıyla insan şeklini alan kızıl akbaba perilerdir. Koruyucu ruhlar, her zaman saflığın sembolleri olan bir sepet ve köknar kozalağı ile resmedilmiş ve genellikle sırlı tuğlalara ya da taş rölyeflere resmedilerek lamassulara eşlik etmiştir.[2]

Mushussu

Mushussu, Sırlı Pişmiş Toprak ve Srlı Tuğla, İştar Kapısı,Berlin, Pergamon Müzesi,
M.Ö. 605, Detay

Mushussu’yu, diğer adı ile yürüyen yılanı, Mezopotamya’da Yeni Babil İmparatorluğu kralı Nebukadnezar tarafından savaş ve aşk tanrısı İştar adına yaptırılmış kent giriş kapısında görüyoruz. Çatallı dilli başı yılana ait olmakla beraber kafasındaki boynuzların Arabistan’da yaygın boynuzlu engerek yılanından alındığı düşünülmektedir. Profilden gördüğümüz hibrit hayvanın ön ayakları aslan, arka ayakları yırtıcı bir kuşa ait. Uzun kuyruğunu ve uzun bacaklarını çita gibi büyük kedilerden aldığı düşünülmektedir. Kutsal kitaplarda da betimlemelerine rastlandığını iddia eden kimi araştırmacılar olması ile beraber, Babil yaratılış destanı olan Enûma Eliş’te tanrıların en büyüğü ilan edilen Marduk’un kutsal hayvanıdır.[3]

Çift Başlı Köpek

Yerel Afrika inancında görülen Çift Başlı Köpek, Kongo ile öteki dünya hayatını birleştiren bir çeşit külttür. Bu özel güç figürü, ruh dünyasına belirli bir yakınlığa sahip olan ve kötülük kuvvetlerine karşı hizmet eden iki başlı bir köpek olan Kozo’yu temsil eder ve canlılar ile ölüler dünyaları arasında aracılar olarak düşünülür. [4]

Çift Başlı Köpek, Büyüsel Tıp Malzemesi, British Museum, Londra, Birleşik Krallık,
19. YY. Sonu

Kozo’nun iki başı ve dörtgözü onu bu inanış için özellikle güçlü yapar. Bu temsilî hayvanın sırtına reçine veya kil ile bağlanmış güçlü ilaçlar, ölülerle ilişkili bir madde (saç, tırnak benzeri) yerleştirilir, bunlar büyücülerin öbür dünya ile iletişimini sağlar. Nesneye sürülen canlı kişilerin uzuvları bu gücü etkinleştirmek için kullanılır. İnsan kalıntılarının birikimi bir iktidar sembolüdür.[5]

Bu figürlerin kötü ruhları yok ettiği, muhtemelen hastalıkları önlediği, yanlış bir kişiyi cezalandırdığı veya iki kişi arasında bir anlaşma imzaladığı düşünülüyordu. Bu figürlerin çoğunun üstünde çiviler vardı, halatlar ve ya kumaş gibi başka nesneler bu çivilere tutturuluyordu. Ayini yöneten kişi heykeli harekete geçirmek için gücünü kullanmak zorundaydı. Hareketin gerçekleşmesi kan, ter veya tükürmek gibi güçlü maddelerin bu demirden heykele nüfus etmesi ile sağlanıyordu. Ayrıca Kozo’nun kadınların cinselliğini kontrol ettiği de düşünülmektedir. [6] [7]

Denizin Ruhu

1865’ten önce yapılan bu figürde, San Cristobal Adası’ndan bir sanatçı, balık ve insan özelliklerini tek bir vücutta birleştirmiştir. Deniz ruhları insanoğluna karşı genelde kötü niyetlidir. Ancak bu ruh, balıkçılara palamut sürüsü göndererek cömertliğinin bir kanıtını da sunar.

Denizin Ruhu, Ahşap Figür,̴
1865

Bismark Adalar Denizi’ne ait Yeni İrlanda’nın kuzeyine özgü Malaga sanatı, Melanzeya sanatının önemli bir örneğidir. “Malaga” terimi yalnızca yerel anaerkil klanların merhum üyelerini anlamak için düzenledikleri karmaşık törenleri değil, klanın sahip olduğu değerlere göre bu tür etkinlikler için yapılan oymaları da ifade eder. Malaga oymaları itibarlı sanatçılara yaptırılırlar ve geleneklere göre tören tamamlandıktan sonra imha edilirler. [8]

Çift Başlı Kartal

Kartal motifinin önemli bir yer bulduğu Yakut Türklerinde göğünen üst katında, yere açılan kapısında ve göğü yere bağlayan Dünya Ağacı’nın tepesinde çift başlı bir kartal oturduğu, göklerin korunmasıyla bu kartalın vazifeli olduğu rivayet edilmiştir[9]. Yakut inancına göre şaman olacak çocuğun ruhunu bir kartal yemiş, bu kartal kayın veya karaçam ağaçlarının bulunduğu ormana doğru uçmuş ve burada bulunan bir ağaca konarak yuva yapmıştır. Kartalın buradaki yumurtalarından bir erkek çocuk çıkmıştır. Bu çocuk vahşi hayvanlardan korunarak büyütülmüş ve ilk kam olmuştur[10]. Yine başka bir Türk yaratılış destanına göre ay ve bütün Gökyüzü’nün yaratıcısı olan iyilik ilâhı Ülgen’ in yedi oğlundan beşincisi, gökyüzünde yaşayan Kartal’dır. Bu efsaneye göre, Gök Tanrı’nın simgesi olan Büyük Kartal, kötü güçlerin elinde tutsak olan destan kahramanı Er-Töküş’ü önce yutup sonra kusarak, daha dayanıklı ve güçlü bir insan olarak dünyaya getirir. Kartal, daha sonra, Er-Töküş’ü sırtına alıp, yeraltında günlerce uçurduktan sonra yeryüzüne çıkarır.

Çift Başlı Kartal Motifi,Divriği Ulu Cami, Sivas,
1228-1243, Detay

Kartal motifinin, Şaman dini inanışından Yakut Türklerine geçtiği ve oradan da Orta Asya Türklerine kadar geldiği düşünülmektedir[11]. Kartal, İslamiyet’in kabul edilmesinden sonra, Karahanlı döneminde de yüklenmiş olduğu anlamları devam ettirmiştir. Dede Korkut hikâyelerinde ise iyiliğin, özgürlüğün ve yiğitliğin sembolü olmuştur[12].

Ayrıca Hun, Göktürk, Uygur, Avar, Abbasi, Gazne, Fatimi, Eyyübive Büyük Selçuklu sanatında nazarlık, tılsım, kudret ve kuvvet sembolü olarak kullanılmıştır. Arma, totem, mezar, hayat ağacı sembolü, aydınlık güneş ve talih, bilginlik, gökyüzünü temsil eden ve gelecekten haber veren kuş olarak, sembolik anlamlarda da kullanıldığı araştırmacılarca ifade edilmektedir. Orta Asya Türk mitolojisinde koruyucu ruh olarak kabul edilen kartal, aynı zamanda göklere hâkimiyeti ve gücü temsil etmektedir. Göklerin hâkimi, özgürlüğün simgesidir[13].

Çin Ejderhası

Ejderhaların hayalî yaratıklar gibi birçok hayvana benzeyen formları bulunur ancak onlar daha çok dört ayaklı gibi gösterilir. Çin ejderhaları geleneksel olarak, merhameti ve ihtişamın kudretini sembolize ederler. Özel olarak suyu, yağışı, fırtına ve seli yönetmek gücüne sahiptir. Nitekim Çin Yılbaşı kutlamalarında yapılan Ejderha Dansı aslında kökeni itibarıyla bir tür yağmur duası, ritüelidir. Su ve gökle sıklıkla ilişkilendirilen ejderhaların nehir ve göl gibi su kaynaklarında yaşadığına inanılırdı. Ejderhalar ayrıca gücü, kuvveti ve buna layık olan insanların başarısını temsil ederler.

Porselen Mingİmparatorluğu Vazosu, Saray Müzesi,  Pekin, Çin
1522-1566
 

Eski Çin söylencelerine göre evrenin yaratılışıyla ilgili dört ejderha vardı. Bunlardan birincisi tanrıların kutsal konutlarını koruyan Gökyüzü Ejderhası (Tian Long), ikincisi Gizli Hazine Ejderhası (Fu Zang Long) üçüncüsü su yollarına hükmeden Yeryüzü Ejderhası (Di Long) dördüncüsü ise yağmur ve rüzgârları yöneten Ruhlar Ejderhası (Shen Long). Yaygın inanışa göre bu ejderhaların son ikisi çok önemlidir. Bu dört ejder zamanla Ejder Krallar (LongWang) ad verilen tanrılara dönüşmüşlerdir. [14]

Bonus: Hayat Ağacı

Efsanelerde ekseriyetle hibrit canlılara yer verildiği aşikâr ama belki tüm bu canavarların toplamı kadar da ağaç kültü var. Birçok ayrı kültürün çok çeşitli ağaç tasvirleri, mitleri mevcut. Bundandır ki Hayat Ağacı’nı da dosyaya dâhil etmeden olmazdı.

Yakut ve Altay Türklerinde yaşam ağacına Dünya Ağacı da denir. Eski Türk geleneğine göre, bu, dünyayı ortasından öteki âleme ve Kutup Yıldızı’na bağlayan, dalları vasıtasıyla şamanlara yeryüzünden yüksek âlemlere yolculuk yapma olanağı sağlayan bir ağaçtır. Şamanist geleneğe göre, Dünya göğün göbeği ile bu ağaç sayesinde irtibat halinde olup, bu ağaç ile beslenir. Anne rahmindeki bir bebek için göbek kordonu nasıl yaşamsal bir öneme sahip bulunuyorsa yeryüzü için de bu irtibat kanalı aynı derecede öneme sahip bulunmaktadır.[15]

Tepesinde Kartal Bulunan Dünya Ağacı Kabartması, Anadolu Selçuklu Devleti Eserlerinden Sivas Gök Medrese Taç Kapısı,
1271, Ayrıntı

Şamanın kendisini temsil eden ağaca Turuğ (Ulukayın) adı verilir. Şamanlar ömürlerinin bu ağacın yaşam süresi kadar dayanıklı ve uzun olacağına inanırlar. Şaman öldüğü zaman davulu ve giysisi ormana götürülür ve bu ağaca asılır. Bazı Altay bölgelerinde ölen kişi içi oyulmuş bir ağacın içinde gömülür. [16]

Uygurların Türeyiş Destanında da iki (bazı varyantlarda beş) ağaçtan doğan çocukları, ulvi marifetleri ve topluma yön vermesi ile öne çıkar. Aynı destanda ağaca hürmet duyup bir aile büyüğü gibi davranıldığı da görülür. Şaman ayinlerinde kamların yaptıkları törenlerin kayın ağacı etrafında şekillenmesi, vefat eden şamanların cesetlerinin ağaca asılması gibi ritüeller de sıklıkla karşımıza çıkar.Gençlerin şaman olabilmek için bir ağaç dikmeleri, öldükten sonra o ağaçların kesilmesi de ağaç ile bireyin yoldaşlığına örnek verilebilir.

Yakut mitolojisine göre, gökteki ebedi şamanın kapısına diktiği ağacın dalları arasında tanrının çocukları himaye görürdü. Ruhlar kuş biçimini almış olarak bu ağacın dalları arasında uçuşurlardı. Anlatıldığına göre bir insan doğunca buradan bir ruh olarak uçar, o insana can verirdi. [17]

Kaynakça

[1] Oktay, Jale Özlem., Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 2006
[2] Zaczek, Iain.,“Yeni-Asur Kanatlı Koruyucu Figürü”, Sanatın Tüm Öyküsü, Hayalperest Yayınevi,2012, İstanbul
[3] Hançerlioğlu,Orhan., Dünya İnançları Sözlüğü, Remzi Kitabevi, 2008, İstanbul
[4]T. Phillips., (ed.),Afrika, Bir Kıtanın Sanatı, Royal Academi, 1995, Londra
[5] Mack J., (ed.),Afrika: Sanat ve Kültürler, The British Museum Press, , 2000, Londra
[6] Johannes, James., Çift Başlı Köpek; Kongo, HalkınManeviyat Dünyasında Köpekler, British Museum, Londra
[7] MacGaffey,Wyatt., “Ritüel Nesnelerin Kişiliği: Kongo” Etnofoor, 3/1, 1990
[8] Kaufmann, Christian., “Malaga Oymaları”, Sanatın TümÖyküsü, Hayalperest Yayınevi, 2012, İstanbul
[9] Ögel, Bahaddin. Türk Mitolojisi. C.I, Ankara: TürkTarih Kurumu, 1993.
[10] Kalafat, Yaşar. Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarınınİzleri, Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayını, 2. Baskı. 1995
[11] Özden, Hilmi.“Türklerde Kartal Ve Çift Başlı Kartal Tamgası”. Turan ilim fikir ve MedeniyetDergisi, 15, 2011
[12] Alsan, Şenay. TürkMimari Süsleme Sanatlarında Mitolojik Kaynaklı Hayvan Figürleri. YayınlanmamışDoktora Tezi, İstanbul: Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü,2005.
[13] Erdem, Mine. Kubad-Abad Saray Çinilerindeki HayvanMotiflerinin İkonografisi, Simgesel Anlamı ve Günümüz Seramiğinde Yorumları,Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Konya: Selçuk Üniversitesi Sosyal BilimlerEnstitüsü, 2011.[14] “Çin Ejderhası”, son güncelleme 18 Ocak 2018,https://tr.wikipedia.org/wiki/Çin_ejderhası
[15]“Yaşam Ağacı”, son güncelleme 19 Ocak 2018,https://tr.wikipedia.org/wiki/Yaşam_ağacı
[16] Çoruhlu, Yaşar.,Türk Mitolojisinin Ana Hatları, Kabalcı Yayınevi, 2002, İstanbul
[17] Roux, J. P.,Türklerin ve Moğolların Eski Dini, Kabalcı Yayınevi, 2002, İstanbul